Bazı insanlar ne yaparsa yapsın içten içe bir türlü yeterli hissedemez.
Ne kadar çabalasa da hep bir eksiklik duygusu vardır. Sanki bir yerlerde görünmez bir ölçü var ve ne yaparlarsa yapsınlar o ölçüye bir türlü ulaşamıyorlardır. Bu his, hayatımızdaki önemli ötekiler tarafından “yeterince görülmemeyle” ilişkili olabilir.
Küçük bir çocukken başarılarımız fark edilmediğinde, üzüntümüz dinlenmediğinde ya da hatalarımızda anlayış yerine eleştiriyle karşılaşıldığında, iç dünyamızda sessiz bir inanç yerleşir: “Ben yeterince iyi değilim.”
Yetişkinlikte bu inanç, onay arayışı, mükemmeliyetçilik ya da başkalarıyla kıyaslanma biçiminde kendini gösterebilir.
İnsan dışarıdan ne kadar güçlü görünürse görünsün, içsel bir ses hep fısıldar: “Biraz daha iyi olmalısın.” Bu hissin farkına varmak onu dönüştürmenin ilk adımıdır. Zamanla kişi, başkalarının onayıyla değil kendi değerini hissetme, kendine şefkat gösterebilme kapasitesiyle güçlenir.
Gerçek yeterlilik, kusursuzlukta değil kendini olduğu haliyle kabul edebilmekte yatar.
Yazar: Klinik Psikolog Emine Kıyga
